Bir dakika, bir evin yaşamı sona erdi. Bir ev öldürüldüğünde de bu bir katliamdır. Boş olsa da, katledildiğinde, ona anlamını kazandıran ya da savaş zamanlarında şiire anlamını kazandıran her şey mezara gömülmüş olur.Bir evin katledilmesi, nesnelerin anlamdan, duyguların ilhamdan koparılmasıdır. Trajedinin görevidir ki söylemin bakışı değiştirilir, nesnelerin ömrünün yansıması değişir. Bir ev katledildiğinde her şey acı çeker; parmakların hatırası, kokunun hatırası, bir resmin hatırası. Orada oturanlar da ölür bir ev yıkıldığında. Bir ev yıkıldığında hatıralar yıkılır; taşlar, ahşap, cam, demir… beden parçaları gibi dağılır.
Kumaş, defter, kitap… söylenmeye vakit olmayan sözcükler gibi birbirinden ayrı düşer. Tabaklar kırılır, kaşıklar, oyuncaklar, kasetler, kapı kolları, buzdolabı, çamaşır makinesi, çaydanlıklar, zeytinyağı şişeleri… hepsi sahipleri nasıl kırılırsa öyle kırılır. İki beyaz şeker ve tuz kibritlerle, ilaçlarla, doğum kontrol haplarıyla, sarımsak ve soğanlarla domateslerle ve pirinçle hepsi sahipleri gibi yerlere saçılır .
Tapular ve evlilik cüzdanları, doğum sertifikalarından, elektrik ve su faturalarından, kimliklerden, pasaportlardan ve aşk mektuplarından ayrılır, sökülür, tıpkı sahipleri gibi.
Fotoğraflar taraklardan, havlulardan, ayakkabılardan ve rujlardan koparılır, sokağa saçılır tıpkı yıkıma sürükleyen aile sırlarının ortalığa dökülmesi gibi. Tüm bunlar nesnelerden koparılan insanların anılarıdır ve insanlardan koparılan nesnelerin anılarıdır… Her şey bir dakikada olur. Nesneler de ölür tıpkı bizim gibi, ancak bizimle gömülmezler.*Mahmut Derviş'in bu makalesi, Tania Nasir ve John Berger tarafından İngilizce’ye çevrilmiştir. Biz yazıyı, www.opendemocracy.net adresinden alıntılayarak çevirdik. Yazıyı Mahmut Derviş'in anısına yayınlıyoruz.
Kaynak: www.atilim.org
Mahmut Derviş

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder